Aziz Zenci Musa, zaman zaman Etiyopyalı Musa olarak da anılır. Mısır’da bir devlet yetkilisinin kölesiydi. Hırsızlık ve cinayet şüphesi nedeniyle efendisi tarafından kovuldu. İri yarı ve heybetli bir adam olduğundan, Nil Nehri kıyılarında dolaşan bir haydut grubunun lideri oldu.
Bir soygun sırasında havlayan bir köpek planlarını bozdu. Bunun üzerine köpeğin sahibinden intikam almaya yemin etti. Silahını ağzına alarak nehrin karşı yakasındaki kulübeye doğru yüzdü. Oraya vardığında köpek yine havlayarak sahibini uyardı. Öfkesine yenilen Musa, adamın koyunlarından birkaçını alıp kesti.
Yerel yetkililerden kaçmak için İskenderiye yakınlarındaki Sketis (Scete) Çölü’nde bulunan keşişlerin yaşadığı bir manastıra sığındı. Oradaki rahiplerin adanmışlıkla sürdürdükleri yaşam ve aralarındaki huzur, esenlik ve barış Musa’yı derinden etkiledi. Çok geçmeden eski hayatına veda ederek manastır yaşamına kendini adadı.
Başlangıçta manastır disiplinine alışmakta oldukça zorlandı. Geçmiş alışkanlıkları ve sert mizacı onu zorlayan unsurlardı. Ancak tövbe yolundaki kararlılığı ve ruhsal arayışı onu bu mücadelede ayakta tuttu.
Bir gün çölde bulunan hücresine bir grup haydut saldırdı. Musa karşılık vererek onları etkisiz hâle getirdi ve dua eden keşişlerin bulunduğu şapele götürdü. Oradaki kardeşlere, bu kişilere nasıl davranması gerektiğini sordu. Haydutlara zarar vermenin Hristiyanlığa uygun olmadığını öğrendi. Bu olaydan etkilenen haydutların Hristiyan olduğu ve manastır topluluğuna katıldığı rivayet edilir.
Musa yaptığı her işte son derece gayretliydi; ancak kendisini hiçbir zaman yeterli görmüyordu. Bir sabah erken saatlerde başrahip Aziz İsidor onu manastırın çatısına çıkardı ve birlikte şafağın doğuşunu izlediler. İsidor ona şöyle dedi:
“Güneşin ışıkları geceyi bir anda değil, yavaş yavaş dağıtır ve yeni günü getirir. İnsan da zamanla olgunlaşır ve bilgeleşir.”
Bir başka olayda, bir kardeş günaha düştüğünde verilecek kefaretin kararlaştırılacağı toplantıya Musa da çağrıldı. İlk çağrıyı reddetti. Tekrar çağrıldığında ise omzunda su dolu bir testiyle geldi. Testi su sızdırıyordu. Toplantı yerine vardığında kardeşler ona, “Neden bu testiyi taşıyorsun?” diye sordular. Musa şu cevabı verdi:
“Günahlarım arkamdan akıp gidiyor ve ben onları görmüyorum. Ama bugün başkasının günahlarını yargılamaya geliyorum.”
Bu söz, onun tevazu ve merhamet anlayışını gösteren en güçlü örneklerden biri olarak aktarılır.
Zamanla Musa, çölde yaşayan keşişler topluluğunun ruhani önderi oldu ve rahip olarak takdis edildi. 407 yılı civarında, yaklaşık 75 yaşındayken, bir grup haydutun manastıra saldırı planladığı haberi geldi. Kardeşler kendilerini savunmak istediler; ancak Musa onlara silaha sarılmak yerine geri çekilmelerini söyledi. Kendisi ise yedi kardeşle birlikte manastırda kaldı.
Kollarını açarak saldırganları karşıladı ve orada şehit oldu.
Aziz Musa, tövbenin gücünü ve barışçıl direnişi simgeleyen bir aziz olarak hatırlanmaktadır.


Bir yanıt yazın
Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.